Vizyon Kuyumcu
Connect with us

Sağlık

Sağlıklı bir ağız mikrobiyotası için bunlara dikkat

Ağız ve diş sağlığını korumanın hem dişler hem de tüm vücut sağlığı için çok önemli olduğunu belirten Dt. Burhan Kaan Bafra, “Ağız florasını bozan faktörlerden uzak durmalıyız. Beslenme alışkanlığımızı düzenlemeli, ağız bakımını doğru yapmalıyız. Antiseptik gargaraları kontrolsüz kullanmamalı, kimyasal içerikli ve kozmetik amaçlı satılan ürünlerin kontrolsüz kullanımından uzak durmalıyız” dedi.

Vücudun dış dünyaya açılan kapısı olan ağız boşluğunun (oral kavite) vücudun en zengin mikrobiyal yaşamına sahip olduğunu ifade eden VM Medical Park Samsun Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği’nden Dt. Burhan Kaan Bafra, bu mikrobiyal yaşamın sağlığının bütün sistemlerin sağlığıyla yakından ilişkili olduğuna dikkat çekti.

Antiseptik gargaraları kontrolsüz kullanmayın

Ağız mikrobiyotasının korunmasının genel sağlık için çok önemli olduğunu vurgulayan Dt. Burhan Kaan Bafra, “Öncelikle ağız florasını bozan faktörlerden uzak durmalıyız. Beslenme alışkanlığımızı düzenlemeli, ağız bakımını doğru bir şekilde yapmalıyız. Antiseptik gargaraları kontrolsüz kullanmamalıyız, kimyasal içerikli ve kozmetik amaçlı satılan ürünlerin kontrolsüz kullanımından uzak durmalıyız. Bunların dışında hekim tavsiyesiyle faydalı bakteri takviyesi yani ağız probiyotiği kullanmak da faydalı bir çözüm olacaktır” diye konuştu.

Yoğun macun sıkmanın faydası yok

Dt. Burhan Kaan Bafra, doğru diş fırçalama tekniğinin nasıl olduğu sorusunu da şöyle cevapladı:
“Ağız ve diş sağlığını korumak hem dişler hem de tüm vücut sağlığı için çok önemlidir. Bu konuda başta gelen en önemli bakımlardan biri olan diş fırçalamayla ilgili yanlış bilinen doğru bilgi sayısı oldukça fazladır. Hastalarımız diş temizliğine vakit ayırsa bile uygulanan teknik yanlış olduğu zaman bekledikleri sonucu alamayabiliyor. Öncelikle bilinenin aksine, yoğun sıkılan macun derinlemesine temizlik demek değildir.

Nohut tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması yeterli olacaktır. Fırça, uçları diş etlerimize bakacak şekilde 45 derece açıyla tutulmalıdır. Dişlerin fazla baskı uygulamadan nazikçe her bir dişin üzerinden 5 kez geçmek kaydıyla diş etinden dişe doğru tek yönde süpürür biçimde fırçalanması gerekmektedir. Dişlerinizin çiğneme kısmı dediğimiz üst yüzeylerinde fırçayı, ileri geri hareket ettirerek kullanabilirsiniz. Dil yüzeyi temizliği de ağız bakımının olmazsa olmazıdır. Dil yüzeyini temizlemek, oluşabilecek ağız kokusunun da önüne geçecektir. Günde en az 2 kez 3’er dakika bu şekilde dişlerin fırçalanması gerekmektedir.”

Beyazlatma tedavisinin etkisi 6 ay ile 1 yıl sürer

Diş beyazlatma tedavisi hakkında da bilgiler aktaran Dt. Burhan Kaan Bafra, “Dişlerin yüzeylerinde herhangi bir aşındırma, kaplama gibi işlemler yapmıyoruz. Diş hekimliğinde beyazlatma ofis tipi ve ev tipi olmak üzere 2 şekilde yapılmaktadır. Beyazlatma tedavisi kalıcı bir tedavi şekli değildir. Beslenme şeklimize göre 6 ay ile 1 sene arasında etkisini sürdürür. Genel olarak ofis tipi beyazlatma yapıldıktan bir süre sonra ev tipi beyazlatma ile desteklenmesi etki süresini uzatacaktır” ifadelerini kullandı. (İHA)

Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Sağlık

İl Müdürü Damkacı: 2035 yılına kadar 400 milyon çocuğun obez olacağı öngörülüyor

Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı, 2035 yılına kadar 400 milyon çocuğun obez olmasının öngörüldüğünü söyleyerek, “Çocukluk çağı obezitesinin artış hızı daha yüksek olup; obezitenin fiziksel ve ruhsal sağlığa ek olarak akademik başarıyı da olumsuz etkileyeceği unutulmamalıdır” dedi.

Cem Kaan Toka
BİLECİK-
Bilecik İl Sağlık Müdürü Dr. Ferhat Damkacı 4 Mart Dünya Obezite Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Damkacı, “Obezite vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine bölünmesi ile hesaplanan beden kütle indeksinin 25’in üzerinde olması fazla kiloluluk, 30’un üzerinde olması ise obezite olarak değerlendirilmektedir. Fazla kiloluluk ve obezitenin nedenlerinin birçoğu önlenebilir durumlardır. Temel nedeni ise tüketilen ve harcanan kalori arasındaki dengesizliktir. Fazla kilolu veya obez olmak hipertansiyon, hiperlipidemi, kalp-damar hastalıkları, inme, tip 2 diyabet, bazı kanser türleri, kas-eklem hastalıkları ve solunum sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalık için riski arttırır’’ şeklinde konuştu.

“2035 yılına kadar 400 milyon çocuğun obez olacağı öngörülüyor”

Açıklamasına devam eden Dr. Damkacı, obezitenin dünyada ve Türkiye’de hızla yayıldığını belirterek, ‘’Obezite tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hızla artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2021 yılındaki raporuna göre 2030 yılına kadar 1 milyar insanın bu hastalıkla yaşayacağı tahmin edilmekteydi. Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 yılı raporunda ise 2020’de yaklaşık 1 milyar kişinin (her 7 kişiden 1’i) obeziteyle yaşadığı; etkin şekilde müdahale edilemezse 2035 yılında dünya genelinde 1,9 milyar kişinin (her 4 kişiden 1’i) obeziteyle yaşayacağı, dünya nüfusunun yarısının (4 milyar kişi) fazla kilolu veya obez olacağı tahmin edilmektedir. Aynı rapora göre 2020 yılında her 11 çocuktan 1’inin obez olduğu, 2035 yılına kadar yüzde 100’ün üzerinde bir artışla 400 milyon çocuğun obez olacağı öngörülüyor. Çocukluk çağı obezitesinin artış hızı daha yüksek olup; obezitenin fiziksel ve ruhsal sağlığa ek olarak akademik başarıyı da olumsuz etkileyeceği unutulmamalıdır. Sorun bir salgın hastalık boyutuna ulaşmasına rağmen, neden olduğu zorlukların anlaşılamaması nedeniyle obezite ile mücadele oldukça zordur’’ dedi.

“Yemekten 2-3 saat sonra egzersiz yapma alışkanlığı kazanılmalıdır. Her gün en az 5 bin adım yürüyüş yapılmalı’’

Dr. Ferhat Damkacı, obezitenin önüne geçmek adına yaptığı açıklamada, ‘’Şeker alımı azaltılmalı, tüketilen basit şeker miktarı günlük alınan toplam enerjinin yüzde 10’unu geçmemelidir. Eklenmiş şeker içeren pastane ürünleri, hamur işleri, tatlı, çikolata ve hazır paketli ürünlerin tüketimi azaltılmalıdır. Şeker eklenmiş içeceklerden de sakınılmalı, meyve suyu yerine meyve tüketilmelidir. Hazır paketli meyve suyu kullanılacak ise eklenmiş şeker içermeyen, yüzde 100 meyve suları tercih edilmelidir. Kafein içeren içecekler, günlük alınması gereken sıvı hesabına dahil edilmemelidir. Fiziksel aktivite artırılmalı, yemekten 2-3 saat sonra egzersiz yapma alışkanlığı kazanılmalıdır. Her gün en az 5 bin adım yürüyüş yapılmalı, zamanla adım sayısı 10 bin adıma çıkarılmalıdır’’ dedi.

Okumaya devam et

Sağlık

Türkiye’de erkeklerin yüzde 15, kadınların yüzde 25’i obez

Birçok kronik hastalığın nedeni veya risk faktörü olarak kabul edilen obezite, tüm dünyada adeta bir salgın gibi yayılıyor. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Civil, 4 Mart Dünya Obezite gününde hastalıklara yol açan bu soruna bir kez daha dikkat çekerek “Türkiye’de erkeklerin yaklaşık yüzde 15, kadınların yaklaşık yüzde 25’i obezdir” dedi.

İSTANBUL-
Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre obezite, vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Obezite, günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde en önemli sağlık sorunu olarak görülmekte olup ICD-10’da hastalık olarak tanımlamıştır. Medipol Bahçelievler Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Osman Civil, obezitenin pek çok sebebi olan karmaşık bir sağlık sorunu olarak varlığını sürdürdüğüne ilişkin vurgu yaparak çeşitli açıklamalarda bulundu.

“Dünyada yaklaşık 2 milyon civarında fazla kilolu veya obez kişi bulunmaktadır”

Doç. Dr. Osman Civil, “Obezite son yıllarda dünyada ve ülkemizde ciddi oranda artış göstermiştir. DSÖ yakın dönem verilerine göre dünyada yaklaşık 2 milyon civarında fazla kilolu veya obez kişi bulunmaktadır. Bunlardan yaklaşık 600 bini obezite sınırları içindedir. Türkiye’de de durum çok farklı değildir. TÜİK verilerine göre ülkemizde her 5 kişiden bir tanesi fazla kiloludur. 2008 yılındaki çalışma ile karşılaştırıldığında 2015 yılında obezite ülkemizde yüzde 30 oranında artmıştır. Günümüzde toplumda erkeklerin yaklaşık yüzde 15, kadınların yaklaşık yüzde 25’i obezdir” açıklamasını yaptı.

“Polikistik over sendromu, kısırlık gibi hastalıklara da neden olmaktadır”

Obezite yaygınlığı giderek arttığını ve beraberinde pek çok fiziksel, psikolojik, sosyal, ekonomik sorunlar getiren çok faktörlü bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Civil, “Obezite, tedavi edilememesi ve tekrarlaması durumunda birey ve toplum sağlığı açısından ciddi yıkıcı sonuçlara neden olabilir. Obezite; diyabet, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, iskelet sistemi ve eklem rahatsızlıkları, solunum güçlüğü, bazı kanser türleri, yağlı karaciğer ve siroz, polikistik over sendromu, kısırlık gibi hastalıklara da neden olmaktadır” uyarısında bulundu.
Doç. Dr. Osman Civil, obezitenin halk tarafından yalnızca fiziksel görünüş bozukluğu olarak algılandığını ancak sadece fiziksel görünüş bozukluğu değil çok ciddi hastalıkları beraberinde getiren ya da getirecek olan dünyadaki en ciddi sağlık problemlerinden biri olduğunu söyledi.

Obezite oluşumunda etkili olan risk faktörleri

Obeziteye yol açan çok sayıda faktör arasında yanlış beslenme ve fiziksel aktivite yetersizliğinin en önemli obezite nedenleri olarak kabul edildiğini belirten Doç. Dr. Osman Civil, “Genetik, çevresel, nörolojik, fizyolojik, biyokimyasal, sosyo-kültürel ve psikolojik pek çok faktör birbiriyle ilişkili olarak obeziteye neden olmaktadır. Çevresel faktörler; günümüzde insanların sürekli apartman hayatı yaşaması, sürekli oturarak çalışması, spor yapma imkânının az olması şeklinde örneklendirilebilir” şeklinde konuştu.

Okumaya devam et

Sağlık

Uzmanı Dr. Yılmaz: Geçmeyen öksürük, KOAH veya kanserin habercisi olabilir

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Adem Yılmaz, genellikle solunum yolu enfeksiyonlarının neden olduğu öksürüğün bazen yaşamı tehdit eden önemli hastalıkların belirtisi olabileceğini bu nedenle uzun süre geçmeyen öksürük şikayetlerinde altta yatan nedenin mutlaka araştırılması gerektiğini söyledi.

ADANA-
Bu kış influenza, adenovirüs, RSV derken birçok virüsün neredeyse ara vermeden hastalıklara neden olduğunu dolayısıyla hastalarda uzayan, inatçı öksürüğe de yol açtığını ifade eden Medline Adana hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Adem Yılmaz, “Geçmeyen öksürükler kimi zaman yalnızca bir gribal enfeksiyonun uzamasına bağlı olabilirken kimi zaman KOAH veya kanser gibi önemli hastalıkların habercisi de olabildiğinden tedbiri elden bırakmamakta fayda bulunuyor” dedi.
Öte yandan Dr. Yılmaz, uzun süreli geçmeyen öksürükler hakkında şu önerilere yer verdi:

“Öksürük, hava yollarının temizlenmesini ve alt solunum yollarına yabancı maddelerin girmesini önleyen önemli bir savunma mekanizmasıdır. Solunum yolumuza kaçan bir yabancı cisim, mikrop, virüs, toz, polen ve oluşan fazla ifrazat bu yolla atılır. Ancak uzun süren inatçı öksürükler, akciğerler ile ilgili ciddi sorunların habercisi de olabilir. Nadir olmamakla birlikte, akciğer dışı bazı hastalıklar da öksürüğe yol açabilir.”

3 haftayı geçiyorsa araştırılmalı

Zatürre, akciğer kanseri, tüberküloz ve KOAH gibi yaşamı tehdit eden hastalıklar ve sigara kullanımının da kronik öksürüğe yol açabildiğini kaydeden Dr. Yılmaz, “Öksürük ortalama olarak 3 haftayı geçtiğinde ‘uzun süreli’, 8 hafta sürdüğünde ise ‘kronik’ olarak adlandırılır. Ancak gribal enfeksiyona yakalanmış hastaların ortalama 3 haftayı geçen öksürük şikayetlerinin de dikkate alınması gerekir. Özellikle, yüksek ateş ve uzamış öksürüklerde zatürreden şüphe edilmesi gerekir” dedi.

Astım, kronik öksürük sebebi

Kronik öksürüğün en sık görülen nedenlerinden biri olan astım hastalığının normalde hırıltı, göğüste sıkışma, nefes darlığı ve öksürük ile kendini gösterdiğini kaydeden Dr. Yılmaz, “Astımda mutlaka nefes darlığı olmak zorunda değildir. Sadece öksürükle seyreden astımlar da vardır. Özellikle geceleri başlayan, uykudan uyandıran, efor ile gelen bir öksürük ilk anda astımı akla getirir” diye konuştu.

Akciğer kanserinin habercisi olabilir

Akciğer kanserinin dünyada en sık görülen kanser türü olduğunu ve dünyadaki sigara tüketiminin artması ile beraber artık kadınlarda görülme sıklığının da artış gösterdiğini anlatan Dr. Yılmaz, “Akciğer kanserini haber veren öksürük, özellikle sigara içimine bağlı olarak değerlendirildiğinde ne yazık ki hastalığın tanısında gecikmeye yol açar” diyerek uzun süre öksürük şikayetleri geçmeyen hastaların akciğer kanseri yönünden de araştırılması gerektiğini belirtti.

Okumaya devam et

Trendler

KÜNYE
Copyright © 2021 O Haber Neydi - Tüm Hakları Mahfuzdur.