UYUŞTURUCU, HİBRİT SAVAŞ VE NESİL KIRILMASI:TÜRKİYE’YE YÖNELİK GÖRÜNMEZ OPERASYONUN ANATOMİSİ

ONUR ERCAN’IN YAZISIİSTİHBARAT SERVİSİ-Türkiye bugün yalnızca sınır hatlarını değil, toplumsal dokusunu, kültürel sürekliliğini ve nesiller arası bağı da savunmaktadır. Modern çağın savaşları artık tankla, tüfekle, uçakla başlamıyor. Asıl yıkım, sessiz ilerleyen yöntemlerle gerçekleşiyor. Hibrit savaş denilen bu yeni mücadele biçimi, görünmeyen cephelerde yürütülüyor; zihinlerde, alışkanlıklarda, değerlerde ve inanç alanında derin yarıklar açıyor. Bu yüzden mesele […]

ONUR ERCAN’IN YAZISI
İSTİHBARAT SERVİSİ-
Türkiye bugün yalnızca sınır hatlarını değil, toplumsal dokusunu, kültürel sürekliliğini ve nesiller arası bağı da savunmaktadır. Modern çağın savaşları artık tankla, tüfekle, uçakla başlamıyor. Asıl yıkım, sessiz ilerleyen yöntemlerle gerçekleşiyor. Hibrit savaş denilen bu yeni mücadele biçimi, görünmeyen cephelerde yürütülüyor; zihinlerde, alışkanlıklarda, değerlerde ve inanç alanında derin yarıklar açıyor. Bu yüzden mesele yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda bir varoluş meselesidir.

HİBRİT SAVAŞIN SESSİZ CEPHESİ

Hibrit savaş, klasik savaş tanımlarını boşa çıkaran bir yöntemdir. Bir ülkeye savaş ilan edilmez; ama o ülke savaşın içindedir. Medya, dijital platformlar, popüler kültür, ekonomi, bağımlılık endüstrileri ve sosyal mühendislik teknikleri bu savaşın araçlarıdır. Gürültü yoktur, siren çalmaz, bombalar düşmez. Fakat toplumun direnci yavaş yavaş aşındırılır.

Bu cephede hedef askeri birlikler değil; aile yapısı, gençlik bilinci ve değerler sistemidir. İnsanların neye güldüğü, neye öfkelendiği, neyi normal saydığı sistemli biçimde dönüştürülür. Bu dönüşüm fark edilmediği sürece de etkisi katlanarak büyür.

UYUŞTURUCU: BİR MADDEDEN FAZLASI

Uyuşturucu meselesi yalnızca bir asayiş sorunu değildir. Bu, nesil kırılmasının en etkili araçlarından biridir. Bağımlılık, bireyin yalnızca bedenini değil, iradesini de teslim alır. İradesini kaybeden birey, toplumsal sorumluluk üretmez; itiraz etmez, direnmez, yönlendirmeye açık hâle gelir.

Uyuşturucu ağlarının yayılması, rastlantısal bir suç faaliyeti olarak okunamaz. Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bu ağların sistematik biçimde güçlenmesi, hibrit savaşın sosyolojik boyutuna işaret eder. Amaç bir genci kaybetmek değildir; amaç, bir kuşağın direnç kapasitesini düşürmektir.

NESİL KIRILMASI NEDİR?

Nesil kırılması, bir toplumun kendi değerlerini yeni kuşaklara aktaramaz hâle gelmesidir. Bu kırılma gerçekleştiğinde, genç kuşakla yaşlı kuşak arasında yalnızca yaş farkı değil, anlam uçurumu oluşur. Aynı dili konuşur gibi görünürler; ama aynı anlam dünyasında yaşamazlar.

Bu kırılma bir anda olmaz. Önce örnek şahsiyetler itibarsızlaştırılır. Sonra fedakârlık, sabır, vefa gibi kavramlar “geri kalmışlık” etiketiyle sunulur. Ardından haz, hız ve tüketim merkeze alınır. Bu süreçte genç, köksüzleşir; köksüz birey ise yönlendirilmeye açıktır.

İMAN ZAFİYETİ: SESSİZ AMA DERİN YIKIM

İman zafiyeti, hibrit savaşın en kritik aşamasıdır. Çünkü iman, insanın iç disiplinidir. Dış denetim olmadan da doğruyu seçebilme yetisidir. Bu zayıfladığında, yasalar geçici çözümler üretir; güvenlik tedbirleri semptomları bastırır ama kökü kurutamaz.

İman zayıfladığında, birey yalnızca korkuyla veya menfaatle hareket eder. Korku kalktığında suç, menfaat azaldığında çözülme başlar. Oysa imanla tahkim edilmiş bir birey, denetim yokken de kendini sınırlar. Bu yüzden iman, toplumsal direncin görünmeyen omurgasıdır.

BU MÜCADELE NEREDE BAŞLAR, NEREDE KAZANILIR?

Bu mücadele polisle başlar; çünkü güvenlik boşluğu, her türlü yozlaşmayı davet eder. Ancak polisle bitmez. Yasayla desteklenir; fakat yalnızca yasa ile sürdürülemez. Asıl mücadele ailede devam eder. Aile, çocuğun ilk değer atlasıdır. Aile zayıfladığında, hiçbir kurum bu boşluğu tam olarak dolduramaz.

Kültürle güçlendirilir; çünkü kültür, davranışın zeminidir. Ne dinlediğimiz, ne izlediğimiz, kimi örnek aldığımız önemlidir. Fakat nihai kazanım, imanla mümkündür. İman, bireyi ayakta tutar; ayakta kalan birey de toplumu taşır.

MESELE KORUMAK DEĞİL, AYAKTA TUTMAKTIR

Bugün mesele yalnızca “nesli korumak” değildir. Korunan ama içi boşaltılmış bir nesil, ilk sarsıntıda dağılır. Mesele, nesli ayakta tutmaktır. Ayakta durmak ise anlamla mümkündür. Anlamını kaybeden genç, yönünü de kaybeder.

Türkiye’nin karşı karşıya olduğu görünmez operasyon tam da buraya odaklanmaktadır: Anlamı dağıtmak, iradeyi zayıflatmak, nesiller arası bağı koparmak. Buna karşı verilecek cevap, yalnızca güvenlik politikaları değil; uzun vadeli bir değer, aile ve iman seferberliğidir.

SONUÇ: GÖRÜNMEZ CEPHEDE DİRENÇ İNŞASI

Hibrit savaş, silahla değil alışkanlıkla kazanılır ya da kaybedilir. Uyuşturucu, kültürel yozlaşma ve iman zafiyeti aynı zincirin halkalarıdır. Bu zincir kırılmadıkça, görünmez operasyonlar devam edecektir.

Türkiye bugün yalnızca topraklarını değil, insanını savunmaktadır. İnsanını savunmanın yolu da onu anlamla, sorumlulukla ve imanla ayakta tutmaktır. Çünkü iman, nesli yalnızca korumaz; ona yön, direnç ve istikamet kazandırır. Bu istikamet kaybolmadığı sürece, hiçbir görünmez cephe kalıcı bir zafer elde edemez.

Exit mobile version